• Anasayfa
  • Favorilere Ekle

Kızılcahamam - Yabanabad - Anadolu

Kasımlar Köyü

Tarihi Yerler


         Roma Hamamı : 

      Büyük Kaplıcanın yanındaki boşlukta bulunuyor. Gövdesi yatık silindir şeklinde iken, Cumhuriyet sonrası ortadaki girişe geniş bir duvar örülmüş. Önceleri birbirine bağlı yedi bölümden meydana gelirken, bu gün ancak üç bölümü ayakta, diğer bölümler yeni kaplıca binasının inşaası sırasında yıkılmış. Alçak bir kemerli kapı ile girilen ilk bölüm diğerlerine göre daha yukarı bir seviyede ve soyunma yeri olarak kullanılmış. Buradan sağ tarafa doğru küçük bir kapı ile banyo yerlerine giriliyor. Burada birbirine bağlı iki küçük bölme var. Bir odanın havuz, diğerinin de yıkanma yeri olarak kullanılmış olması muhtemeldir. En sağdaki bölmede, duvarda görülen  taşlar, Ankara, Çankırı caddesinde bulunan Roma hamamı harabelerindekilerle aynı kesme biçiminde.

       Çanlı Deresi:  

      İlçenin batısında dik duvarlarla daralıp derinleşen, çevresi tabii güzellikler ve gezinti yerleri olan ve halk tarafından günübirlik piknik alanı olarak kullanılan bir bölgedir. İlçe merkezinden yürüyerek yarım saat mesafede bulunan Çanlı deresinde batı kısmına doğru çıktıkça daha vahşi bir görünüm arzeder. Buradan güney istikametine keşif gezisi için ilginç manzaralı sapaklar var.

  

      Yunus Dede Türbesi:   

      İlçeye 5 Km uzaklıkta Ankara-Bolu karayolu (D-750) üzerindedir. Yunus Dede, Şeyh Ali Semerkandî’nin talebesi ve mürididir. Tahsil sonunda, Şeyh diğer talebeleri görevle birer yere gönderir. Sıra Yunus’a gelince, görev verecek  yer kalmaz. Yunus’un mahzunlaştığını gören Şeyh, ona da bir bohça hediye edip gönlünü alır. Bohçayı alan Yunus dolaşa dolaşa kendi köyü Kızılcaören’in  yaylasına gelip merakla bohçayı açtığında, içinden fırlayan bir bıçak   türbenin yanındaki meşe ağacına saplanır. Aynı zamanda kendi köyü olan Kızılcaören’de yaşadıktan sonra ölen Yunus Dede  bu meşenin altına defnedilir.

      Yine Anlatıldığına göre Çamlıdere Şeyh Ali türbesini ziyaret edenler önce Yunus Dede’yi daha sonra da Bardakçılardaki türbeyi ziyaret ediyorlarmış.

      Yakın zamana kadar açık alanda olan Yunus Dede’nin kabri, 1990 da Duvar ile çevrilmiş ve üstüne de kubbe yapılmıştır. Buradan geçmesi planlanan yol ise, 10 m. kadar batıdan geçirilmiştir.

 

      Gökdere:

      Köy mezarlığı yanından tahminen 10 km. uzunluğunda vadi boyunca devam eder. Nefis bir dinlenme ve piknik alanı olup bol miktarda içme suyu vardır. 6. Km. de yol ayrımında bir tepe üzerinde Roma devrine ait olduğu sanılan bir lahit ( Kaya Mezar) vardır. Ancak tahrip edilmiştir. Aynı yoldan Milli Park çevre yolu ile Çamlıdere Alıç Dağı yaylasına ulaşmak mümkündür.

      

     Kırmızı Ebe Türbesi: 

      Anadolu’ nun İslâm-Türk ülkesi haline gelmesi için, kendisinden önce başlatılan seferlere devam eden Anadolu Selçuklu Devleti Hükümdarı Alâaddin Keykubat, Başköy Rum kalesini fethetmek üzere yol üzerindeki Taşlıca köyüne uğrar. Burada, yıllar önce gelip yerleşmiş kadın Erenlerden Kırmızı Ebe ve Oğlu Oruç yaşamaktadır. Kırmızı Ebe Türk askerlerini karşılar ve kendilerine ayran ikram etmek ister. Yayıkta yeni çalkadığı taze ayranı, oradaki taş oluğa döker. Bütün asker de hem ayran içmek hem de kaplarını doldurmak için sıraya geçer.

      Herkes ayran içip kabını doldurduğu halde, taş yalakdaki ayran hiç tükenmez. Bu olay, Kırgız Ebe’nin evliyadan olduğunun ve ona Allah (C.C.) tarafından verilmiş bir keramet olduğu kesindir. Bu arada, ayran içip kaplarını dolduran askerlerle Kırgız Ebe arasında şu diyalog yaşanır:

         -Doldurun Gazilerim,

         -Doldur Ana,

         -Doldurun yavrularım,

         -Ana,dolu,

      Bütün bir orduyu, bir bakraç ayran ile doyurduğu, Sultan’ın kulağına gider ve Kırgız Ebe’yi huzuruna davet eder. O’ nda gördüğü keramet ile etkilenir ve çevre toprakları oğlu Oruç Gazi’ ye yurt olarak bağışlar. Buna dair Kırmızı Ebe ‘ ye bir berat verir. Kırmızı Ebe’ nin türbesi köyün doğu çıkışında bir tepe üzerinde olup 2001 de hayırsever bir vatandaş tarafından restore edilmiştir.

      Ayran Taşı:  

      Taş yalak (Ayran Taşı) ise, köyün üst başındaki, mezarlık içindedir. 2001 de türbelerin restoresi sırasında bu Ayran Taşı da kafes içine alınmış yanına da yukarıdaki olayı anlatan bir kitabe dikilmiştir. Köye ziyarete gelenler, türbe ve Gelin kayası ile beraber bu taş yalağı da görmeden gitmezler ve dilek tutarak, yanındaki bodur alıç ağacının dallarına bez bağlarlar.

      Oruç Gazi türbesi:  

      Kırmızı Ebe’ nin oğlu olan Oruç Gazi’ nin türbesi köyün batı ucundaki diğer mezarlığın içinde bulunur. Türbede Oruç Gazi’ den başka onun ailesine ait olduğu sanılan üç mezar daha vardır. Eski ve virane haldeki türbe, 2001 yılında klasik Selçuklu tarzında restore edilmiştir.

      Gelin kayası :  

      Köyün güneyinde bir tepede, gerçekten at üzerindeki bir gelin görünümündedir. Yanında gelinin sacayağı, odası, merdiveni ile vurunca davul gibi ses çıkaran, taş olan çalgıcının davulu olduğu söylenen taşlar var. Düğünlerde davul çalmama adetinin, eski ûlemanın  aşırı eğlenceye kaçılmaması için koyduğu bir müeyyide veya Bizans’ dan kalma bir efsane olması muhtemeldir. Taşlıcalılar, bu “ davul çalmama” adetine asırlarca uymuşlardır. Geçmişte, civar köylerden bazılarının, buna inanmayıp davul çaldıkları, ancak felç olup yatağa düştükleri anlatılıyor.

      1991 de, köy halkından Bahattin Özdemir’in müracaatı üzerine, köyün tarihî önemini göz önünde bulunduran Kültür Bakanlığı, Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 12.11.1991 tarih ve 2056 sayılı kararı ile Taşlıca köyünü koruma altına almıştır.

      Mahkeme Ağacin Mağara Kiliseleri:  

      Mahkeme Ağacin Köyü, ilçeye 18 Km. uzakta ve Çeltikçi yolu üzerindedir. Eski bir yerleşim yeri ve hatta bir dönem Yabanâbad’ın ilçe merkezi olmuş. Mağaralardaki Hiristiyan motifleri ve kullanım şekli, kilise olduğunu ortaya koyuyor. Bu şekilde gizli kiliseleri yapanların Roma’nın hışmından korkan ilk Hiristiyanlar olması ihtimali vardır. Mağaraların iç kısmı işlemeye çok uygun bir toprak yapısından meydana gelmiştir. Güneş görmeyen bu toprak hafif nemli ve gevşek bir yapıya sahiptir. Köy halkı bu mağaraları, saman ve çeltik otu saklamada kullanır. Bazı yıllar Ankara Üniversitesi D.T.C. Fakültesinden öğrenci ve uzmanlar gelerek mağaraları incelemişlerdir.

      Berçin Çatak Köyü Şeyh Ali Semerkandî Cuma Camii:  

     Berçin Çatak köyü, ilçemize 30 Km.uzakta ve İstanbul yolu üzerinde ilçemizden itibaren 20.Km den sağa dönülerek gidilmektedir.

      Köyün ilçe için üç yönden önemi vardır. Birisi Şeyh Ali Semerkandî, yaşadığı Eskipazar ilçesinden ayrılınca önce bu köye uğramış ve uzunca bir süre kalmıştır. Burada kaldığı sırada eskiden Cuma camii olarak kullanılan camiyi yaptırmıştır.

      İkinci önemi, 1915 de ilçe merkezinin Pazar’dan Kızılcahamam’a taşınmasında rol oynadığı söylenen, Hacı Hasan Ağa’nın köyü olmasıdır. Hacı Hasan Ağa’nın köyde bulunan 4 katlı muhteşem konağı, yakın bir zamanda torunları tarafından modern usülde yeniden yaptırılmıştır. Bu konağı gördüğümüzde “Keşke eski dokusuna sadık kalınarak restore edilseydi. O döneme ait bazı eşyanın da, konağın bir bölümünde sergilenip müze olarak kullanılsaydı” diye düşündük.

      Berçin Çatak Köyü’nün bir önemi de, 1900 yıllarında halk tarafından kurulan ve müderrisliğini İbrahim Efendi’nin yaptığı medrese. Bu medrese, Cuma camii yanında kurulu olarak kalmış.

      10 sene önce köylü kendi çabası ile harabe haldeki yapıyı restore etmiş. İnşaatında, eski yapıdan ancak birkaç tane taş var. 8X10 ebadında inşa edilen camiin duvarları tamamen taştan örülmüş. Tabanı ve tavanı ise betondan yapılmış. Çatı kırmızı kiremitle kaplı. Geniş bir bahçenin büyük bir bölümü mezarlık olarak kullanılıyor. Camiin hemen önünde, Roma devrinden kaldığını tahmin ettiğim iki sütun başı var. Taştan yontulan bu sütunlar şimdi ezan taşı olarak kullanılıyor.

      Durali Dede Türbesi:  

      Türbe Kızılcahamam’a 22, Yıldırım Ören köyüne 3 Km uzaklıktadır. Bir oda büyüklüğünde olan türbenin üzeri önceden tahta ile örtülü, duvarları halâ sağlam olup zamanla viraneye dönmüş iken 2004 de Örenliler tarafından restore edilmiş.

      Her türbenin bir fonksiyonu olduğuna inanıldığı gibi, Durali Dede türbesinin de çocuğu olup da yaşamayan kadınların bu derdine çare olduğu anlatılıyor. 1965 lere kadar yılda bir kere mahya kurulur ve yakın-uzak her yerden çocuk konusunda şikâyeti olan kadınlar, aileleri ile bu mahyaya bir gün önceden gelerek çevre köylerde kalırlar. Ertesi günü de türbenin olduğu yerde büyük bir panayırı andıran mahya kurulur. Bir tarafta sebze, meyve ve diğer ihtiyaç maddesi satıcıları, diğer tarafta dertlerine deva uman kadınlar renkli bir görüntü meydana getirirdi.

      Kadınlar türbe etrefında “El almış” bir kadın tarafından gezdirilir. Önce kollarına bir poşu bağlanır ve türbe etrafında üç defa dolaştırılır. Her tur sonunda görevli kadın tarafından dua ettirilir ve ufak bir tahta tokmakla sırtına (acıtmayacak şekilde) vurulur. Bu işlemden sonra ziyaretçi kadın bir kurban adar ve istediği yerde keser. Bu ziyaret sonunda  doğan çocukların ölmeyip yaşadığı anlatılıyor.

      Hambar Kaya:  

      Yıldırım.Hacılar köyünün karşısında bulunan kayanın yüksekliği 50 m. Uzunluğu ise 200 m. Civarında ve araziye hakim bir mevkide bulunuyor. Rivayete göre kayanın üst kısmında bulunduğu söylenen ve şimdi kaybolmuş olan delikten sadece bir uzman arkeolog girmiş ve içeride çorap, pantolon çamaşır gibi giyecek eskileri bulmuş. Şu an ise içine girmenin mümkün olmadığı söyleniyor.

      Roma-Bizans devrinde, barınak olarak kullanıldığı sanılan bu kaya daha sonraki devirlerde ise kanun kaçaklarının sığındığı bir yer olarak kullanılmış. Kayanın hemen eteğinde ise, baharda çoğalan bir su kaynağı var.

      Çok heybetli bir görünümü olan kayanın üzerinden bütün Yıldırım bölgesini seyretmek mümkün.

      Aydos Yaylası:  

      İlçemizin kuzeybatı kısmında Yıldırım bölgesinde yer alan ve gayet geniş bir alanı kaplayan Aydos Yaylası, tarihî önemi ve tabii güzelliği yanında, burada tahminen 1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleri ile kurulmuş olan Orman Çiftliği ile de ayrı bir özelliğe sahiptir.

      Aydos Dağı ve çevresindeki ormanlarla Melikşah köyündeki sıcak su kaynakları ile o dönem Ankara’ sının önemli bir mesire yeri olan Çubuk, M. Kemal’ in dikkatini çektiği için ziyaret ettiği 1935 yılında Karagöl üzerinden Aydos Yaylası’ na gelmiş. Küçük baş hayvancılık yapılarak çevreye örnek olunması fikri o zaman oluşmuş.

      Aydos yaylasında, çiftlik olarak tahsis edilen arazi tahminen 80-100 Km² büyüklüğünde ve Yıldırım köylerinden Çatak, Olucak, Hacılar ile Eğerli bölgesi köylerinden Başköy ve Semer ile Aydoğan Aluağaç gibi Çubuk köyleri arasında yer almaktadır. Bölgeye ilçemizin Eğerli ve Yıldırım yolları ile olduğu gibi, Çubuk üzerinden de ulaşmak mümkündür.

      Bu arazinin çiftlik yeri olarak ayrılmasının ardından, etrafı dikenli tel ile çevrilip, içine ahır, depo, idare binaları, ürün işleme binaları ve lojmanlar yapılmış. Bu tesislerde 1000-2000 civarında kuyruksuz (Gıcık) koyun türleri yetiştirilmiş, sütleri makinalarla sağılmış, et, süt, peynir ve deri gibi ürünleri de başta Askerî kurumlar olmak üzere Türk Hava Kurumu ve Kızılay’ a tahsis edilmiştir.

      Burada idareci ve veteriner yanında kâhyalar, hizmetkârlar, bekçiler ve çobanlar olmak üzere çok sayıda da personel, memuru statüsü ile istihdam edilmiştir. Bu personelin çoğunun Arnavut olduğu belirtiliyor. Bunların yanında çevre köylerden de çok az sayıda kişi çoban ve bekçi olarak çalıştırılmış.

      Çiftlikdeki çalışmalar 1975 de sona erdirilerek arazi terkedilmiş, çalışanlar da emekli olmuştur. Kullanılan binalar da zamanla harap olmuş, şu anda ancak bazı harabeler bulunmakta. Sonradan burası ve bilhassa Yazı Çayırı olarak bilinen bölge Orman idaresi tarafından fidan dikimi alanı olarak kullanılmış ve halen Türkiye’ nin en geniş orman fidanlığı olarak biliniyor.       

      Saray Köyü Sarayı:  

      Saray ilçeye 8 Km uzakta, eski Güvem yolu üzerinde. Köy içinde tamamı tuğladan yapılma ve Roma devrinden kaldığı bilinen bina harabeleri var. Blok binaya kemerli kapılarla giriliyor ve her kapı farklı bölmelere açılıyor. Köyün isminin bu harabelerden esinlenerek Saray olduğu söyleniyor. Harabe içindeki bölmeler ise köy halkı tarafından samanlık olarak kullanılıyor.   

      Verimli Köyü Turasan Şah Türbesi:  

      Yabanâbad tarihinde önemli bir yere sahip olan Turasan Şah Bey’in türbesi, ilçemize 35 Km uzaklıktaki Tekke (Verimli) köyündedir. Bu köye Çeltikçi-Bağlıca-Alibey ve Çırpan güzergâhı ile gidildiği gibi, Kazan-Yassıören, Soğucak yolu ile de gidilebiliyor.

      Turasan Şah Bey’in türbesi köyün hemen girişindeki köy mezarlığı içindedir. Dış kısmı 6X8 ebadında dikdörtgen, içi ise 8 köşeli olan türbenin giriş kapısında “Durasan Şah bin Duman Ağa” ibaresi bulunan bir kitabe var. Türbe inşaatında çok büyük ve değişik yapıdaki taşlar kullanılmış. Bu taşlardan bir kısmının üzerinde haç şekilleri ve eski Lâtin harfleri bulunuyor. Bazı taşların üzerinde ise iki başlı Selçuklu kartalı ve kılıç kabartmaları görünüyor. Giriş kapısı üzerindeki kemerli pencerenin sağ tarafında tuğlalar “Allah” lâfzı meydana getirecek şekilde konulmuş. Sol tarafında ise boşluk var. Tahminen burada da Peygamberimiz’in ismi tuğla ile işlenmiş iken zamanla düşmüş olmalı. Çatı ise kurşunla kaplı ve tipik Selçuklu türbe inşa şekline uygun olarak uzunca bir görünümde.

      Türbede üç  mezar var. Dipteki Turasan Şah Bey’e ait. Yanındaki mezarın, kız kardeşine ait olduğu söyleniyor. (Gireği Hatun olabilir.) Onun yanında ise bu hanımın çocuğuna ait olduğu söylenen küçük bir mezar daha var. Ancak yakın  zamanda, türbe defineciler tarafından kazılıp tahrip edilmiş. Belirtildiğine göre buradan Bey’e ait olduğu bilinen kılıç vb eşyalar çalınmış. Köylü bundan sonra, mezarların üstünü mermer ile kapatmış, türbenin kapısını ise kilitlemiş.

      Türbenin hemen yanındaki camii Turasan Şah Bey zamanından beri, çevredeki köylerin Cuma ve bayram namazlarını kılmaları için kullanılmış. Harap olduğu için 1953 yılında yenilenmiş. Bu gün halâ, köydeki bütün Cuma ve bayram namazları bu camide kılınıyor. Camiin avlusunda ise yine Bizans devrine ait olduğu anlaşılan granit taştan yapılmış bir sütun başı bulunuyor. Köyün içindeki (H.1183-M.1779) tarihli çeşme ise halâ ayakta ve suyu akıyor. Görülmeye değer bir başka yapı.  

  

      Örencik Köyü Dikmen ve Hızır Dede Türbeleri:  

      İlçeye 40 Km. uzaktaki   Dikmen Dede ve Hızır Dede türbeleri de önemli ziyaret ve adak yerleridir. Hastalık ve dertden kurtulmak ve çocuk sahibi olmak için geliniyor. Doğacak çocukların  yatan mübarek zatlara adanması ve bunların isimlerinin verilmesi adettenmiş. Ayrıca bu türbeler yağmur duası  mekânı olarak da kullanılıyor. Bu şekilde su, toprak ve hava gibi eski kültür unsurlarının ilgisi burada da görülüyor.         

      Alicin Kanyonu :      
      Mağaralar:
Ali Cin deresi, Çamlıdere Barajı çıkışında, E-89 otoyolu üzerinde, Kalemler köyü eski pazar yolu inişindeki derin (140 m) ve çok dik bir vadi yamacında, yerden 70.M yüksekte oyulmuş birtakım mağaralar vardır. Bu mağaraların 19.asrın 2.yarısında yaşadığı tahmin olunan ve eşkıya olarak bilinen Cin Ali tarafından yapıldığı söyleniyor.

      Bugün ancak profesyonel dağcıların tırmanacağı özellikte bulunan kale ve çevresinin, görülmeye değer bir fizik yapısı var. Vadi tabanında Soğulcuönü çeşmesi var ve bu alan günü birlik kamp ve piknik alanı olarak kullanılabilir.

       Ağsar Kalesi: Ağsar Kalesi, Alicin mağaraları ile dik açı çizecek şekilde, Çeltikçi, Kurumcu ve Çamlıdere Barajı arasında sarp bir mevkide bulunur. Baraj ağzı ile Kısıkkaya arasındaki derenin güney yamacında yaklaşık 300 m. yükseklikte kayalığın zirvesinde bulunan kalenin hangi döneme ait olduğu bilinmiyor. Zirveye Kurumcu ve Çeltikçi üzerinden, yolun bir kısmı araç ile geri kalan oldukça zor, uzun  ve sarp kısmı ise yürünerek gidilebiliyor. Buna rağmen kalenin Yakakaya’dan  seyri bile muhteşem. Zirvede Gavur Kalesi ve Müslüman Kalesi olarak bilinen yapıların olduğu mevkide ayrıca Acı Kiraz denen yerde içimi çok hoş Felâket Suyu var.

  

      Seyhamamı:  

      Kızılcahamam’a 18, Güvem’e 3 Km uzaklıkdaki Seyhamamı Kaplıcaları’nın, Haçlı Seferleri sırasında, Alman Orduları tarafından yaptırıldığı söyleniyor.

      Eski ismi Kilise olan köye ismini veren eski Bizans kilisesi Candaroğlu beylerinden İskender Bey zamanında (XV.asrın ikinci yarısı) yıkılmış ve aynı yere bir cami inşa edilmiştir. Bu cami birkaç defa restorasyon geçirdiği halde, orijinal şekliyle hala ayakta ve ziyarete açık.

      Osmanlı Alimi Ali Cevad , Seyhamamı’ndan, “Sek Hamamı” diye bahseder.

      1943 Çerkeş depremi sırasında Seyhamamı tesisler harap olunca sonunda ufak bir tamiratla yeniden kullanılır hale gelmesi sağlanmış ve uzun yıllar ilkel bir şekilde kalmıştır.

      Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan kaplıcaları şu an özel teşebbüs işletiyor  ve sularının vasıfları itibarıyla Kızılcahamam Kaplıcaları seviyesindedir.

      Yolu ve elektriği de bulunmasına rağmen kanalizasyonu yoktur ve konaklama ve kür tesisleri yeterli değildir. 1990 sonrası iki katlı bir otel yapılabilmiştir.

      Ankara-İstanbul Karayolu’na çok yakın bir yerde bulunan Seyhamamı ve yakın çevresinin Jeolojik-Hidrolojik etüdleri ile 1/1000 ölçekli imar plânı yapılmıştır. Ayrıca,Turizm Bakanlığı’nca 1988 de Seyhamamı’nın Ankara’ nın önde gelen bir kaplıca şehri olması projesi, teklif edilmiştir.

       Miyala:  

      Süleler ile Kavaközü arasında enfes orman manzaralı yayla görünümlü eski bir otlak ve yerleşim yeridir. Kuzey ve batı kısımlarında halk arasında “Gavur evleri” denilen eski yerleşim yerlerinin kalıntıları ve Erenler denilen ziyaret yerleri ve yol kıyısında küçük bir göl vardır. Ayrıca Kavaközü istikametinde görülmeye değer devasa taşlar arasında yetişmiş dağ kavakları ve  Motor sporları için ideal, Güvem manzaralı bir iniş yolu vardır. 

       

      Başköy Kalesi:   

      Başköy, ilçemizden 35 Km. uzaklıkta. Kale köyün doğu yamacında bütün haşmetiyle duruyor. Yoldan devam edilerek, 10 Km sonra bir orman yoluna sapılarak, sulu  Ilıman (Veya Ilıca) denilen yere geliniyor.

      Buradan Kalearkası mevkiinden geçerek, araba ile 10 Dk. sonra Kırlangıç mevkiine geliniyor. Buradan itibaren yürümek gerekiyor. Kırlangıç, yüksek ve açık bir yer. Eskiden bulunduğu söylenen bir yel değirmeni harabesinden sadece çakıllar kalmış. Kırlangıç’dan, sol aşağı doğru oldukça sarp bir yokuş inilerek yaklaşık 20 Dk. Sonra Kale’nin eteğine varılıyor.

      Kale volkanik bir kütleden meydana gelmiş ve işlemeye müsait bir yapısı var. İçindeki mağaralar da, zaten bu şekilde el ile işlenilerek meydana getirilmiş. 5 Kat olan kalenin zemininde, ahır olarak kullanıldığı belirtilen bir bölme var.

       Celâlî isyanları döneminde ve Osmanlı’nın son yıllarındaki otorite ve istikrar boşluğundan dolayı yaşanan bazı haydutluk olaylarında kalenin üs olarak kullanılmış olması muhtemeldir. Kalearkası denen mevkiide ise sadece yıkık çakıl yığınları halinde duvar kalıntıları kalmış. Ancak girilmesi ve yürünmesi hayli zor olan orman içinde halâ sağlam olan kale duvarlarını görmek mümkün.

      Kale akşama doğru ziyaret edilirse, genişçe ufkundan harika bir gün batışını seyretmek mümkün.

     

       Mehmet Dede Türbesi:   

      Çeştepe, ilçemize 18 Km uzaklıktadır. Mehmet Dede türbesi de köy mezarlığı içinde bulunuyor. 10 m² lik bir odadan müteşekkil türbenin duvarları taş ve çatısı kiremitle kaplı. Çatının üstünde de bir âlem bulunuyor. Türbenin içinde Mehmet Dede’nin sandukası ile kendisine ait olduğu belirtilen bir asa var. Asanın bir ucuna demir bir parça geçirilmiş ve diğer ucunda ise bakır bir âlem parçası var. Köyün kurucularından olduğu söylene bu zatın türbesine, eskiden bilhassa frengi hastalığına yakalananlar başta olmak üzere, diğer bir çok hastalıktan şikâyetçi olanlar tarafından ziyaret edilmekte idi. Bu gün halâ bazı hastalıklardan kurtulmak isteyenler köye gelerek şifa umuyor.

      Baba Kıbel Türbesi:  

      Çeştepe köyünün 2 km kadar ilerisinde Yukarı Çeştepe denilen yerdeki eski bir yerleşim yerinde bulunuyor. Kıbel Baba, Klâsik Osmanlı döneminde gelip geçen yolcuların barınması ve yemek yemesi için bir zaviye açmıştır. Türbesi bu gün köy halkının kervansaray olarak tabir ettiği harabenin yanındadır. Fakat bu türbenin üstü açıktır ve içinde mezar vs. olduğuna dair bir emare yoktur. Sadece Baba Kıbal’e ait olduğu söylenen bir mezar başlığı, duvara monte edilmiş. Mezarın hemen bitişiğindeki camiin girişinde, Bizans devrine ait olduğu anlaşılan bir sütun başlığı var. Camiin sağ tarafında ise üzerinde okunmayan Osmanlıca bir ibare bulunan mermer taşlar var.

      İğmir köyü mağaraları:   

      Pazar köyün 4 Km. üstünde bulunan İğmir köyü içindeki kayalıklarda bir çok mağara bulunur. Bunlardan, köy girişinde olanının uzunluğu bilinmeyip,5 Km uzaktaki Otacı köyüne kadar uzandığı söyleniyor.

      Diğer mağaralar ise, ön cepheleri açık, kayalar içine oyulmuş büyük hangarlar şeklindedir. Bunların bir kısmı bugün köy halkı tarafından ahır olarak kullanılıyor.

      Hangi döneme ait olduğu tam olarak bilinmemekle beraber bu mağaraların Roma-Bizans  uygarlığı dönemine ait olduğu sanılıyor.

       Soğuksu Milli Parkı:  

      Tabii güzelliklerimizin belki de en çok bilineni ve önemlisi olarak yıllardır ilçemizle birlikte anılır. Ankara’ya 81 ve ilçe merkezine 1 Km. uzaklıkta bulunan Soğuksu, 1959 da hükümet kararı ile Millî Park yapılmış.

      Park sahasının kaynak değerlerini, İç Anadolu stebinden Kuzey orman kuşağına geçişteki Karaçam ormanları ile bu ormanların sunduğu rekreasyon potansiyeli teşkil ediyor. Zaten bu özelliği ile Millî Park yapılması düşünülmüş.  “Zümrüt” gibi bir yeşilliğin hakim olduğu park alanı, gerçekten bozulmaya yüz tutmuş tabii zenginlikler içinde orijinal yapısı ile ender güzellikleri saklayan ve her mevsim farklı görüntülerle insana sunan bir esrara sahiptir.

       

Kaynak: www.kizilcahamam.meb.gov.tr
 
Üyelik Girişi
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 1°
Takvim
Saat